AĞUSTOS TÜRK’ÜN ZAFER AYI

Share

Savaşçı niteliğe sahip, yüksek bir savaş yeteneği taşıyan, bütün bireyleriyle, kadın–erkek hepsi silah kullanıp savaşta yer alabilecek şekilde yetiştirilen, vatanı için ve büyük Ülkülerin gerçekleşmesi uğruna baş koyan milletlere tarihte ve günümüzde “ordu- millet” denilmektedir.

Türk Milleti, tarihte görülen “ordu-millet” lerin en önde gelenidir.

Bizim için ordu-millet olarak öne çıkan sembol ifade “Mehmetçik” tir. Mehmetçik; savaşta asker, barışta esnaf, çiftçi ve işçidir. Halkımızı en anlamlı şekilde o ifade eder, en iyi o temsil eder…

Ordu-millet kavramı günümüzde yanlış anlaşılmakta, dillendirilmekte ya da bilerek yanlış algılatmak istenmektedir. Bu kavram asker millet demektir. Askerliğini yapanlar sabah yürüyüşlerinde kullanılan “Her Türk Asker Doğar” temposunu hatırlarlar.

İşte bizim kastettiğimiz bu yani 15 Temmuz gecesi darbeye direnen ruh ve beden; yoksa 15 Temmuz’dan sonra çarşaf çarşaf asılan afişlerdeki “Ordu Millet Elele” sloganı değil bu ifade Millet ile kendisi olan ordu/askeri ayırmakta, ayrıştırmakta farklılaştırmaktadır.

İstiklâl Savaşı ve ağustos ayında yoğunlaşan tarihteki bütün savaşlar hep ordu-millet yapısıyla kazanılmıştır.

Millî Mücadele top yekûn Büyük Türk milletinin eseridir. Zaferleri çoluğuyla, çocuğuyla, kadınıyla, erkeğiyle, genciyle, yaşlısıyla bütün Millet kazanmıştır. Kadınlar cephelere mermi taşırken, çocuklar dâhil erleri cephede vuruşarak.

Mazisi yiğitlik ve başarılarla, karakteri şeref ve şanla dolup taşan aziz Milletimizin anılmaya ve kutlanmaya değer sayısız gün ve aylarının başında “zafer ayı” olarak adlandırılan ağustos ayı gelmektedir. Bu ay kahramanlıkların efsaneleştiği, Türk milletini tarih yapan, tarih yazan zaferlerin kazanıldığı bir zaman dilimine işaret eder.

Tarihimizde genellikle ağustos ayına rastlayan ve zaferlerle sonuçlanan büyük meydan savaşları arasındaki iki şanlı zaferimiz, diğerlerine göre daha derin anlamlar ifade etmektedir.

Birincisi; Anadoluyu yeni bir Türk yurdu yapan 26 Ağustos 1071 Malazgirt Meydan Savaşı ile Anadolu’nun Türklüğe kapıları yeniden açılmıştır.

İkincisi olan Başkumandan Meydan Savaşı sonucundaki 30 Ağustos 1922 zaferiyle de Türkiye Cumhuriyeti Devletinin temeli atılarak “devlet–ebed–müddet” anlayışıyla “Türkiye Türk’tür Türk kalacak” gerçeği bütün emperyalistlerin zihnine çakılmış, Millet ve Ülke bütünlüğümüz sonsuza kadar parçalanmayacak şekilde perçinlenmiştir.

Türk cihan hâkimiyetine ve Anadolu’nun yeniden Türkleşmesine, İslamlaşmasına ve ebedi vatan olarak kalmasına vesile olan ağustos ayındaki belli başlı savaşları derleyecek olursak;

• 26 Ağustos 1071 Malazgirt Meydan Muharebesi,
• 9 Ağustos 1389 1. Kosova Savaşı,
• 11 Ağustos 1473 Otlukbeli meydan muharebesi,
• 23 Ağustos 1514 Çaldıran meydan muharebesi,
• 24 Ağustos 1516 Mercidabık savaşı,
• 29 Ağustos 1526 Mohaç meydan muharebesi,
• 5 Ağustos 1716 Petrovaradin muharebesi,
• 6- 10 Ağustos 1915 Conk bayırı muharebesi,
• 7- 21 Ağustos 1915 Anafartalar savaşı,
• 23 Ağustos- 12 Eylül 1921 tarihleri arasında yapılan Sakarya savaşları,
• 26 Ağustos 1922 Büyük Taarruz,
• 30 Ağustos 1922 Başkumandanlık meydan muharebesi,
• 20 Temmuz- 15 Ağustos 1974 tarihleri arasında yapılan Kıbrıs Barış Harekâtı,

Şimdi biraz bunları detaylandırıp taşıdıkları, önem ve manaları verelim.

Malazgirt Meydan Muharebesi, 26 Ağustos 1071;

945 yıl önce Sultan Alparslan’ın ordularının 26 Ağustos 1071 Malazgirt Meydan Muharebesinde Bizans ordularını yenerek kazandığı Malazgirt zaferi ile Anadolu yeniden Türk yurdu yapılmak üzere Türkiye Devletinin temeli atılmış Anadolu’nun kapıları Türklüğe ilelebet ve kalıcı olarak açılmıştır.

Ağustos ayında kazanılan 26 ağustos 1071 Malazgirt Zaferi Anadolu’nun Türklere müjdelenmesidir. Bu tarihten sonra Türkler, yüksek yönetme yetenekleri, insan sevgileri, insani ve dini hoşgörüleri ile Anadoluyu kalıcı vatan yapabilmişlerdir.

I. Kosova Savaşı, 9 Ağustos 1389;

1389 yazında Kosova’da, Osmanlı ordusuna Sultan I. Murat Han, Haçlı ordularını merkezinde bulunan Sırp despotu Lazar komuta ediyordu. Muharebe 9 Ağustos 1389 günü Haçlıların top atışıyla başladı. Türk ordusunun kahramanlığı ve harp planının mükemmelliği ve başarıyla uygulanması neticesinde, üstün Haçlı ordusu, sekiz saat içerisinde bozguna uğratıldı, savaş Osmanlının zaferi ile sonuçlandı.

Murat Han, zaferden sonra muharebe meydanında dolaşırken, Lazar’ın damadı, yaralı Sırp asilzadelerinden Milos Obiliç’in halini sorarken o ahin tarafından hançerlenerek şehit edildi.

Savaşın Sonuçları;

• I. Murat Han savaş alanında gezerken şehit edilmesiyle Osmanlı tahtına oğlu I. Beyazıt (Yıldırım Beyazıt) geçti,
• Türklerin İslam Dünyası’ndaki itibarı arttı,
• Osmanlılar, Haçlılara karşı ilk büyük meydan savaşını kazandılar,
• Osmanlının Sınırları Tuna’ya kadar ulaştı,
• Osmanlılar ilk defa bu savaşta top kullandılar,
• İlk defa Anadolu beylikleri Osmanlı Devleti’nin yanında yer aldı, bu olay Türk birliğine işaret etmektedir,
• Sırplar yeniden Osmanlı egemenliğine girdi ve Kuzey Sırbistan yolu Osmanlılara açıldı,
• Osmanlıların batıya ilerleyişleri hızlandı,

Otlukbeli meydan muharebesi, 11 Ağustos 1473;

Aynı çağda büyüyen ve sınırlarını genişleten iki Türk Devleti arasında büyük bir savaş kaçınılmaz hale gelmişti. İki Türk Hükümdarı Osmanlı padişahı Fatih Sultan Mehmet ile Akkoyunlu Devleti sultanı Uzun Hasan arasında Otlukbeli’nde 11 Ağustos 1473 tarihindeki meydan savaşıdır.

Savaşta Akkoyunlular Osmanlı orduları karşısında tutunamayarak mağlup oldu. Uzun Hasan savaş meydanını terk etti. Orduları bir daha toparlanamayacak şekilde dağıldı.

Bu savaştan sonra Akkoyunlular bir daha kendilerini toparlayamadılar. Fatih Sultan Mehmet, Akkoyunlu tehlikesini bu şekilde bertaraf ederek rahat bir kafayla Anadolu’da ve Rumeli’de birçok sefer düzenleyip pek çok zafer kazanmıştır.

Çaldıran Meydan Muharebesi, 23 Ağustos 1514;

Çaldıran Meydan Muharebesi 23 Ağustos 1514’te yine iki Türk Hükümdarı Osmanlı padişahı Yavuz Sultan Selim ile Safevi hükümdarı Şah İsmail arasında, günümüzde İran sınırları içinde olan Maku şehri yakınında yer alan Çaldıran Ovası’nda yapılmış, muharebeyi Osmanlı Ordusu kazanmıştır.

Çaldıran Savaşının Nedenleri;

Aynı çağda ve aynı coğrafyada büyüyen ve sınırlarını genişleten iki Türk devletinin rekabeti, savaşın temel nedeni olarak gösterilen Mezhep ayrılığı ve bu ayrılığın körüklediği siyasi mücadeleler neticesinde iki büyük Türk Devleti karşı karşıya gelmiş, 16. Yüzyılda Türk Tarihinin en önemli vakalarından biri olarak Çaldıran Savaşı tarihteki yerini almıştır.

Azeri kökenli bir Türk olan Şah İsmail, İran’da hüküm sürmekte olan Akkoyunlular devletini yıkarak hâkimiyet alanını genişletip güçlenmiş, Osmanlı Devleti için bir tehdit unsuru haline gelmişti. Safevi Devleti; mezhep ayrılığı, Osmanlı’ya tabi olan Türk Boyları üzerinde baskı kurmak v.b. nedenlerle Osmanlı üzerinde önemli bir tehdit oluşturduğu değerlendirilmekteydi.

Görünüşte mezhep çatışmasından kaynaklandığı düşünülse de bir yandan da dönemin ticaretinde önemli bir yer tutan Baharat yoluna egemen olma isteği ve bu maksatla Şah İsmail’in Anadolu üzerinden Akdeniz’e ulaşmayı amaçlaması Çaldıran Savaşı’nın başka bir sebebi olarak değerlendirilir.

Diğer yandan Osmanlı Devleti 1500’lü yılların başında yaşadığı saltanat mücadeleleri nedeniyle hâkimiyeti altındaki bölgelerde otoritesini koruyamamaktaydı. Yavuz Sultan Selim, saltanat mücadeleleri neticesinde muvaffak olunca 1512’de tahta çıktı ve Şah İsmail’e karşı büyük bir taarruz hazırlığına başladı.

Çaldıran Savaşının Sonuçları;

Çaldıran Savaşı Osmanlı Devletinin galibiyeti, Safevi Devletinin mağlubiyetiyle sonuçlandı. Bu savaşın neticesinde Safevi Devletinin Anadolu üzerindeki hâkimiyet emelleri bertaraf edildi. Zira Çaldıran Savaşının kaybedilmesi durumunda Osmanlı Tebaası olan Alevi Türkmenlerin Safevi Devletine biat etmesi söz konusu olacak, Osmanlı Devletinin hâkimiyetine gölge düşerek zayıflamasına belki de yıkılmasına sebep olabilecekti.

Çaldıran Savaşı’nın sonuçları kısaca şu şekilde özetlenebilir:

• Osmanlılar açısından Anadolu’nun güvenliği ve Anadolu Türk Birliği sağlandı,
• Yürütülen Safevi propagandası ve tehdidi sona erdi,
• Safevilerin elinde bulunan Erzincan, Bayburt ve Kemah Kalesi ile Diyarbakır, Mardin ve Bitlis kaleleri ile Doğu Anadolu, İran Azerbaycan’ı Osmanlı Devletinin eline geçti,
• Dönemin önemli bilginleri İstanbul’a getirildi,
• Dulkadiroğullarını koruyan Safevilerin gücü ortadan kalkınca 1515 yılında beyliğin toprakları ve Gürcistan Osmanlı Devleti’nin denetimi altına girdi,

Mercidabık Muharebesi, 24 Ağustos 1516;

Mercidabık Muharebesi, Yavuz Sultan Selim’in Mısır seferi sırasında yine bir Türk devleti Memluk Devleti ile yapılan ilk savaştır. Osmanlı ordusu ile Memluk ordusu arasında Halep şehrinin kuzeyinde yapıldı. 24 Ağustos 1516 sabahı Osmanlı ordusunu Yavuz Sultan Selim Han; Memluk ordusunun merkezine, yanında Halife Üçüncü Mütevekkil olduğu halde Sultan Kansu Gavri, sağ kola Halep Naibi Hayırbay, sol kola da Şam Naibi Sibay kumanda ediyordu. Muharebe başladıktan iki saat sonra, Memluklar bozguna uğradı. Öğleden sonra kesin netice alınarak, Memluk karargâhı, bütün ağırlığı ile Osmanlıların eline geçti.

Mercidabık Savaşının Nedenleri;

Siyasi çekişmeler ve hâkimiyet mücadeleleri ve savaşçı ruhundan vazgeçmemeleri Türk Devletlerini bir kez daha karşı karşıya getirmiş, önce Çaldıran Savaşı ile Safevi–Osmanlı mücadelesi baş göstermiş, ardından tebaa bakımından değilse bile yönetim kadroları Türk kökenli olan Memlükler Osmanlı Devleti ile hasım olmuşlardı.

Osmanlı padişahı Yavuz Sultan Selim, Ortadoğu’da bulunan egemenliğini genişletmek istiyordu. Bu durum Memluk Sultanını önlem almaya yöneltmiştir. Memluk Sultanı elli bin kişiden meydana gelen bir ordu ile Halep dolaylarına gelmiştir ve bu hareket de Osmanlı Devletince savaş sebebi olarak sayılmıştır.

Giderek yükselen Osmanlı Devleti’nin yüzünü doğuya çevirmesi kaçınılmaz bir vaka olarak Memlüklerin akıbetlerini tehdit etmekteydi. Osmanlı Devleti ile tek başına mücadele etmek istemeyen Memluk Sultanı Kansu Gavri, Osmanlı Devleti’ne karşı Çaldıran Muharebesinde ağır bir yenilgiye uğrayan ve geriye çekilen Şah İsmail ile ittifak kurma yoluna gitti.

Safevi-Memlük ittifakını haber alan Osmanlı Padişahı Yavuz Sultan Selim Han politik bir manevra yaparak, 1512 yılında 40 Bin kişilik bir ordu teşekkül ederek Şah İsmail üzerine taarruza geçeceğini ilan etti. Memlükler ile mevcut bir husumet ortada yoktu ve İstihbarat yoluyla elde ettiği bilgiler Memlüklere karşı açılacak bir savaş için sebep olarak ortaya konulamazdı. Böyle bir durumda Osmanlı Devleti’ni haksız ve saldırgan durumuna düşürecekti. Bunun yerine zaten hasmane bir tavır takınmış olan Şah İsmail’in üzerine yürüme kararı verdi ve bu yürüyüş içinde Memlük Toprakları üzerinden bir güzergâh seçerek Memlük Sultanı Kansu Gavri’den müsaade istemişti. Memlük Sultanı Kansu Gavri, Osmanlı Devletinin bu akıllıca hamlesi üzerine sefer için topraklarının kullanılmasına müsaade etmeyerek Yavuz Sultan Selim Hanın istediği savaş nedenini vermek zorunda kaldı. Yavuz Sultan Selim Han, Şeyhülislamın fetvasını da alarak tarihe Mercidabık Savaşı olarak geçen Osmanlı–Memlük mücadelesi için sefer hazırlıklarına girişti.

Mercidabık Savaşının Sonuçları:

Mercidabık’ta kazanılan zafer, Osmanlı Devleti’ne dini, siyasi, askeri, iktisadi pek çok faydalar sağladı;

• Memluk Sultanı Kansu Gavri, savaş meydanında öldü,
• Osmanlı padişahı Yavuz Sultan Selim, yaratıcı bir siyaset ile Mısır devlet adamlarının bir bölümü ile Suriye halkını kendi tarafına çekti,
• Suriye, Lübnan ve Filistin, Osmanlı hâkimiyetine girdi,
• Osmanlı Devleti için Mısır ve Arabistan Yarımadasının yolu açıldı, doğuda Osmanlı Devletinin son rakibi Mısır-Memluk Devleti, ortadan kaldırılabilir hale getirildi,
• Abbasi halifesi Üçüncü Mütevekkil, muharebeden sonra Yavuz Sultan Selim Hanın yanına gelerek, Hilafetin Memluklerden Osmanlı Hanedanına geçme yolu açıldı,
• Güneydoğu Anadolu bölgesinin ele geçmesiyle Anadolu Türk birliği yeniden tesis edildi;
• Türk cihan hâkimiyetinin ve İslam medeniyetinin evrensel olarak yayılmasının önü açıldı,

Osmanlı Devleti, Mercidabık galibiyeti ile Osmanlı Tarihi yükselme devrindeki en büyük başarılarından birini elde etmiştir.

Mohaç Meydan Muharebesi, 29 Ağustos 1526;

Osmanlılar ve Macarlar arasında geçen ve Macaristan Krallığını sona erdiren savaştır. Budapeşte’nin güneyindeki Mohaç Ovasında 29 Ağustos 1525 günü Kanuni Sultan Süleyman tarafından komuta edilen Osmanlı ordusu ile II. Louis tarafından komuta edilen Macar ordusu arasında yaklaşık iki saat içerisinde neticelenen savaş, Osmanlıların zaferi ile sonuçlanmıştır.

Savaşın Sebebi;

• Belgrad’ın alınmasından sonra Osmanlı-Macar ilişkileri iyice bozuldu, Macar kralı Belgrat’ı geri almak için hazırlıklar yapıyor, akrabalık ilişkilerinden dolayı Avusturya kralına ve onun kardeşi ve o dönemde Avrupa’nın en güçlü kralı olan Alman imparatoru Şarlken’e güveniyordu,
• Kanuni, Şarlken’in güçlenmesi ve Avrupa siyasi birliğini oluşturmaya çalışmasını Osmanlı Devletinin aleyhine değerlendiriyordu,
• Yine o dönemde Alman imparatoru ile arası açık olan Fransa Kralı Fransuva, Alman imparatoru Şarlken’e yenilmiş, esir düşmüş ve Fransuva esirlikten kurtulmak için Kanuni’den yardım istemişti, Fransuva’nın yardım isteğini Kanuni kabul etti,
Kanuni, Fransa’yı yanına çekmek Avrupa Hristiyan birliğinin oluşmasını engellemek ve Macaristan’ı egemenliği altına almak amacıyla, Macaristan üzerine yürüdü.

Savaşının Sonuçları:

• Macaristan, Osmanlı Devleti’ne bağlı bir krallık haline geldi, Kanuni daha sonra Macaristan’ı doğrudan Osmanlı topraklarına katarak bir beylerbeylik (Budin Beylerbeyliği) haline getirdi,
• Fransuva Kralı Şarlken’in baskısından kurtuldu ve serbest bırakıldı, sonuç olarak Osmanlı-Fransız yakınlaşması başladı,
• Orta Avrupa’da Osmanlı egemenliği güçlendi,
• Macaristan’ın fethi Osmanlılarla Avusturyalıları sınır komşusu yapıp karşı karşıya getirdi. Uzun yıllar sürecek Osmanlı-Avusturya savaşlarının başlamasına neden oldu,

Petrovaradin Muharebesi;

Osmanlı Devleti 1699 yılındaki Karlofça antlaşmasıyla Venedik Cumhuriyeti’ne terk edilen Mora topraklarını yerli halkın da yardımıyla 1714 Aralık ayından itibaren geri almağa başlamıştı. Ancak Venedik ile ittifak antlaşması yapan Avusturya Mora’nın yeniden Venedik’e terk edilmesi için baskı yapıyordu. Osmanlı imparatorluğu bu baskıya savaş ilan ederek karşılık verdi. Böylece başlayan 1715-1718 Osmanlı-Avusturya-Venedik Savaşı’nın en önemli muharebesi Petrovaradin muharebesidir.

Petrovaradin muharebesi 5 Ağustos 1716 tarihinde bugünkü Sırbistan’ın Novi Sad bölgesinde Osmanlı ordusu ile Avusturya ordusunun karşılaştığı bir meydan muharebesidir. Savaşı Avusturya ordusu kazanmıştır.

Savaşın sonuçları;

Meydan muharebesini kazanan Avusturyalılar daha sonra bir önceki savaşta Avusturya ordusuna başarıyla direnen Banat eyaleti merkezi Temeşvar kalesini kuşattılar. Uzun bir kuşatma sonrasında Avusturyalılar Osmanlı imparatorluğunun elindeki bu son Macar kalesini de ele geçirdiler.

Avusturyalılar bir yıl sonra da Belgrad’ı ele geçirdiler. Osmanlı tarafı barış istedi ve 1718 yılında Pasarofça antlaşması imzalandı.

Uzun vadede savaşın sonucu;

Petrovaradin meydan muharebesi 1715-1718 savaşının kaderini tayin eden savaştır. Gerçi bu savaştaki toprak kayıpları çok önemli sayılmaz. Çünkü bir sonraki savaşta Temeşvar hariç, kaybedilen topraklar geri alınmıştır. Fakat savaş Avrupalılardaki Osmanlı imparatorluğunun yenilmezlik inancını sona erdirmiştir. Çünkü Osmanlı imparatorluğu Avusturya karşısında nispeten kısa süre içerisinde kesin yenilgiye uğramıştır.

Çanakkale Kara Savaşları; 

Çanakkale harekâtı insanlık tarihinin belki de bir daha göremeyeceği savaşlara sahne olmuştur. Çanakkale Boğazı’nın donanma gücüyle geçilmesinin imkânsızlığını anlayan İtilaf Devletleri, deniz ve kara araçları ile yapılacak bir çıkarma harekâtına karar verdiler.

Conk Bayırı Muharebesi, 6 – 10 Ağustos 1915;
Müttefiklerin “Sarı Bayır” olarak isimlendirdikleri Kocaçimen Tepesi – Besim Tepe – Conk Bayırı ve Düztepe hattının işgal edilmesini hedeflemekteydi. Anzak Tümeni sağ kol vazife kuvvetinin Conk Bayırı Osmanlı mevzilerine karşı giriştikleri saldırılar ve Osmanlı güçlerinin karşı saldırıları Conk Bayırı Muharebeleri olarak bilinir.

Anzak 2. Tümeni, 6 Ağustos 1915 sabahı, Sarı Bayır Harekâtı olarak bilinen taarruzlarıyla Conk Bayırı ve Besim Tepe’ye taarruz etmişlerdi. Takviye İngiliz kıtalarıyla sürdürülen bu taarruzlar I. Anafartalar Savaşı’nın muharebeleri sonlanır sonlanmaz bölgeye hareket eden Kurmay Albay Mustafa Kemal Beyin yönettiği 10 Ağustos sabahı saat 04:30’da bölgedeki 8. ve 9. Tümenlerin taarruzu ile püskürtülmüştür. Bu harekâtta ani bir süngü taarruzuyla girişilen ileri hareket itilaf kuvvetlerini 500-1.000 metre geri atmıştır. Bu muharebeler, Çanakkale Savaşı’nın en kanlı çatışmaları olarak tarihe geçmiştir.

Anafartalar Savaşları, 7 – 21 Ağustos;

7 – 21 Ağustos 1915 tarihleri arasındaki Anafartalar Savaşları Türk ve İngiliz kuvvetleri arasındaki çarpışmalara verilen ad.

Çanakkale kara Savaşları sırasında Çanakkale’de sıkışan ve başarı sağlayamayan İngilizlerin, 6-7 Ağustos 1915’te Suğla (Anafarta) körfezi kıyılarına çıkarma yapmaları ve Arıburnu’ndaki Türk kuvvetlerinin kuzey kanadını kuşatmak için harekete geçmeleriyle Anafartalar Savaşı başlamıştır. Türk kuvvetleri başlangıçta hazırlıksız yakalandılarsa da bölge yakınındaki 19. Tümen komutanı Albay Mustafa Kemal kısa sürede duruma el koymuştur.

ustafa Kemalin İngilizleri bölge için ve Gelibolu Yarımadası için çok önemli olan Conkbayırı- Kocaçimen bölgesinde 7 Ağustos gecesi boyunca küçük bir kuvvetle durdurmayı başarması, harekâtın gidişatını ve Çanakkale savaşının kaderini değiştirmiştir.

7-8 Ağustos 1915’te başlayan yeni İtilaf çıkarmasının asıl hedefi Küçük ve Büyük Anafartalar’dı. İngilizlerin Kocaçimen saldırısı yayılma eğilimi gösterince, 19. Tümen komutanı Mustafa Kemal hemen karşı saldırıya geçilmesi için emir verdi ve böyle¬ce I. Anafartalar Savaşı başladı. Osmanlı kuvvetleri İngilizler karşısında kahramanca direndi ve İngiliz güçlerini Büyük Anafartalar’da durdurmayı başardılar. 8 Ağustos sabahı Çanakkale’deki 5. Ordu komutanı Otto Liman von Sanders’in, 7. ve 12.Tümen’leri Anafartalar’a yardıma göndermesi ve Albay Mustafa Kemal’i Anafartalar Grubu Komutanlığı’na atamasından sonra, 8 – 9 Ağustos gecesi Anafartalar’a gelen Mustafa Kemal, karşı saldırı emrini verdi.

İtilaf kuvvetleri 15 Ağustos’ta yeni bir saldırı düzenledilerse de bu saldırı sonunda, daha önce ele geçirdikleri bazı mevzileri, bu arada önemli bir müstahkem mevki olan Kireçtepe’yi de kaybettiler.

20 Ağustos’ta Büyük Anafartalar’a yeniden saldıran İtilaf çıkarma kuvvetleri durduruldu; üstelik II. Anafartalar Savaşı olarak bilinen bu savaş sonunda, eski mevzilerinin pek çoğunu kaybeden İngilizler, kıyıya çekilmek zorunda kaldılar.

Geri püskürtülerek kıyıdaki Anafartalar Düzlüğü’nde sıkışan İngilizler, 21 Ağustos’ta son ve şiddetli bir saldırıya geçtilerse de, özellikle 12. Tümen’in direnişiyle bir kez daha püskürtüldüler ve bir daha saldırmayı göze alamayarak, 19 – 20 Aralık 1915 gecesi Anafartalar’ı ve Arıburnu’nu boşaltarak geri çekilmek zorunda kaldılar.

Anafartalar Savaşları’nda kazanılan başarı, Osmanlı birliklerinin stratejik tutumunu da değiştirdi ve bu birlikler artık savunan değil, saldıran güçler durumuna geldi. İtilaf Devletleri’nin kuvvetleri, 1916 başlarında Çanakkale Boğazı bölgesinden tümüyle çekilmek zorunda kaldı.

Çanakkale Savaşı’nın Sonuçları;

• 7 Ağustos – 21 Ağustos 1915 tarihleri arasındaki Anafartalar Savaşları, İngiliz ve Fransız donanmalarının Boğazlardan geçerek Karadeniz’e çıkmak, böylece Rus ordularına destek sağlamak amacıyla başlattıkları Çanakkale çıkartma harekâtının sonunu getirdi, İtilaf Devletleri Çanakkale Boğazı’nı geçemdi ve İstanbul’u işgal edemedi,
• Rusya yardım alamayınca zorda kalan çarlık rejimi yıkıldı, Ekim 1917 de Bolşevik İhtilali oldu komünistler yönetime geldi ve yeni yönetim savaştan çekildi,
• I. Dünya Savaşı iki yıl daha uzadı,
• Bulgaristan İttifak Devletleri yanında savaşa girdi, Böylece Almanya ile kara bağlantısı kuruldu,
• İngiltere ve Fransa ile Osmanlı ve Alman orduları arasında geçen bu savaşlar iki taraftan toplam 500,000’den fazla insanın kaybına (ölüm, firar, esir, sakatlanma ve hastalıklar) neden oldu,
• Bu savaşta, çok sayıda eğitilmiş insan kaybedilmesi nedeniyle cumhuriyet döneminde eğitilmiş insan sıkıntısı çekilmiştir,
• Mustafa Kemal bu savaşta Conkbayırı Anafartalar ve Arıburnu’nda görev yapmış, çıkartmanın ilk günü Conkbayırındaki müdahalesi ve savaşın son aşamalarında üstlendiği görevler, Mustafa Kemal’in askeri yeteneklerini ortaya çıkarmış “Anafartalar Kahramanı” olarak tanınmasını sağlamıştır. Yani Mustafa Kemal’in usta bir komutan ve parlak bir kurmay olarak sivrilmesine tanınmasını sağladı,
• Osmanlı Devleti’nin bu büyük zaferi, dünya üzerinde yaşayan Müslümanlar üzerinde olumlu bir etki yaptı. Baskı ve sömürge altında bulunan Müslümanlar kendi kurtuluşları için, Çanakkale Zaferinden güç aldılar,

Çanakkale Savaşı Türk tarihinin en büyük zaferlerinden biri olarak tarihe geçmiştir.

İstiklal/Kurtuluş Savaşı;

Birinci Dünya Savaşı sonunda imzalanan Mondros Mütarekesi ve Sevr Antlaşması’yla ülkemiz neredeyse paramparça edilmiş bu duruma tepki göstermek ise neredeyse imkânsız hale gelmişti.

19 Mayıs 1919’da Atatürk’ün Samsun’a çıkmasıyla yeni bir dönem başlıyordu. Bu tarih, aynı zamanda Millî Mücadelenin/Kurtuluş Savaşının da başlangıcı kabul edilir. Amasya Genelgesinin yayınlanmasının ardından Erzurum ve Sivas Kongreleri yapıldı. Daha sonra 27 Aralık 1919’da Ankara’ya gelen Atatürk ve arkadaşları, 23 Nisan 1920’de TBMM’yi açtı. Böylece hem Memleketin yönetimini Halkın iradesine vermiş oldu hem de milli mücadelenin merkezi Ankara’ya taşındı.

Millî Mücadele” Türk milletinin verdiği kurtuluş mücadelesinin adı olmuştur.

Türk Milleti 1919-1922 yılları arasında inanç, birlik ve beraberlik içerisinde top yekûn Millî mücadelede yer almıştır. Osmanlı İmparatorluğu artık yabancı devletlerinin kontrolü altına girmesi sonucunda Vatanın kurtarılması gerekiyordu bu da Millî mücadele/Kurtuluş savaşı sonunda gerçekleşmiştir. İstiklâl Savaşı yalnız Yunanlılara karşı değil; işgalci, istilâcı, emperyalist bütün egemen güçlere karşı kazanılmıştır. Onun temelinde Türk’ün istiklâl aşkı, hür yaşama arzusu ve inancı vardır.

Sakarya Meydan Muharebesi;

23 Ağustos ile 12 Eylül 1921 tarihleri arasında Yunanlılarla yapılan Sakarya Meydan Muharebesiyle, Türk milleti 1699 Karlofça Antlaşmasından beri ilk defa toprak kazanmaya başlıyordu. Sakarya Savaşı, Türk Milletinin savunma durumundan taarruz durumuna geçtiği önemli bir savaş olarak da tarihe geçti. Bu zafer sonunda, TBMM tarafından, Mustafa Kemal’e “gazi” unvanı ve “Mareşal” rütbesi verildi.

Türk tarihinin dönüm noktalarından biri olan Sakarya Savaşı’ndan sonra, büyük bir taarruzla düşmanı tamamen yok etme ve yurttan atma kararı alındı. 1922 yılı Ağustosuna kadar, hazırlıklar tamamlandı.

Büyük Taarruz;

Bu hazırlıklardan sonra, Gazi Mustafa Kemal’in başkomutanlığını yaptığı ordumuz, 26 Ağustos 1922 tarihinde Yunan ordusuna karşı başlatılan Büyük Taarruz ve devamında Mustafa Kemal Paşa’nın bizzat Başkomutan sıfatıyla yönettiği Başkomutanlık/Dumlupınar Meydan Muharebesi 30 Ağustos’ta büyük bir zaferle sonuçlanmıştır.

Büyük Taarruzun başarıyla sonuçlanmasından sonra bozguna uğrayan ve kaçan düşmana karşı Mustafa Kemal Paşa’nın 1 Eylül 1922 tarihinde “Ordular ilk hedefiniz Akdeniz’dir. İleri!” diyerek verdiği emri ile düşman takip edilerek 9 Eylül 1922 tarihinde denize dökülmesi ve İzmir’in kurtarılmasıyla yurdumuz düşmandan temizlenmiş oldu.

Sonuçları;

Büyük Taarruz, yaklaşık 200 yıldan beri Türk ordusunun galibiyetiyle sonuçlanan ilk taarruz savaşıdır. Çanakkale ve Sakarya’da Türk zaferleri, hücum eden düşmanı durdurmakla sınırlı kalmıştır. Oysa Başkomutanlık Meydan Muharebesinde düşman ordusu topyekun yok edilmiş, yaklaşık 150.000 kilometrekare alan 14 gün gibi kısa bir sürede ele geçirilmiştir.

Zafer, Yunan işgaline son vererek Kurtuluş Savaşının kesin bir askeri sonuca ulaşmasını sağlamıştır.

Mustafa Kemal Paşa’nın Kurtuluş Mücadelesi hareketi içindeki liderliği bu zaferle pekişmiş, böylece zaferden sonra kurulacak olan siyasi düzenin temelleri atılmıştır. Mustafa Kemal Paşa tüm ülkede “kurtarıcı” olarak benimsenmiştir.

Anadolu’nun kapılarının ardına kadar açıldığı 26 Ağustos 1071 Malazgirt Zaferinden 851 yıl sonra; bu defada üzerinde yaşadığımız topraklara heveslenenler eşi ve benzeri çok az görülen bir mücadeleyle Ege’nin serin ve derin sularına hayalleriyle birlikte gömülmüştür.

Bu zaferlerle;

Anadolu işgal edilmekten,

Türk Ulusu ise esaret altına alınmaktan kurtarılmıştır.

Böylece vatanın birliği, bütünlüğü ve yeni Türk (TÜRKİYE CUMHURİYETİ) devleti ve istiklali kayıtsız ve şartsız bütün dünya tarafından kabul edilmiş, bu toprakların ilelebet Türk yurdu olduğu gerçeği perçinlenmiştir.

Ayrıca bu zafer, zamanı doldu/hasta adam denilen bir Türk Devletini bile, yıkmaya hiç kimsenin gücünün yetmeyeceğini, onun ancak kendi içerisinden çıkan kudretli bir iradeyle dönüşebileceğini, Türk’ün istiklâl ve hürriyet azminin, iradesinin nesilden nesile, kendi kurduğu bir devletten diğerine devredilip gideceğinin ispatı olarak da görülmelidir.

Milliyetçi kahramanların, asalet ve vakarına tüm zamanların tanıklık ettiği Milletimizi yeniden canlandırması, kudretinin farkına vardırması ve direnme gücünü ateşlemesiyle; üzerinde hain plan ve hesapların yapıldığı aziz vatanımız dimdik bir şekilde yeniden var oluş mücadelesini kazanmıştır.

Her safhası ile düşünülmüş, hazırlanmış, idare edilmiş ve zaferle sonuçlandırılmış olan kurtuluş mücadelesi; Türk Milletine hasım odakların mutlak akıbetini göstermesi bakımından bugünlere ve yarınlara örnek teşkil etmelidir.

Her ne kadar son yıllarda kutlamalar savsaklansa da eskisi kadar coşkuyla olmasa da Türk’ün yeniden dirilişini ve kendine gelişini bütün dünyaya anlatmak ve haykırmak için büyük zaferin tarihi olan “30 Ağustos Zafer Bayramı”, her yıl milli bir bayram olarak coşku içinde kutlanıyor ve kutlanacaktır.

30 Ağustos Türk’ün kaybolan cesaretini yeniden bulduğu, düşmana aman vermediği ve yeniden zaferle tanıştığı gün olarak bütün dünyaya haykırılmaktadır.

Son zafer Kıbrıs Barış Harekâtı;

1570’lİ yıllardan beri bir Türk yurdu olan Kıbrıs’ta Türk Silahlı Kuvvetlerinin 20 Temmuz 1974’te başlattığı askeri harekât iki aşamalı olarak gerçekleştirilmiştir. Birinci aşamasında Kıbrıs adasına havadan paraşütlü birlikler uçaklarla indirilmiş, Türk Deniz Kuvvetleri’ne ait savaş gemileriyle Türk askeri karaya çıkarılmış ve belirli ve sınırlı bir bölge kontrol altına alınmış, rum zulmüne dur denmiştir.

Birinci harekât sonunda ateşkes ilan edilmiş ve Cenevre’de barış görüşmeleri başlamıştır. Ancak barışın sağlanamayacağı kesinleşince ikinci ve son harekât 13 Ağustos’ta Türk birlikleri tarafından başlatıldı. Türk birlikleri 14 Ağustos’ta Lefkoşa’ya, 15 Ağustos’ta Lefke ve Magosa’ya girdi. Harekât neticesinde bir taraftan Magosa’ya diğer taraftan Lefke’ye kadar Türk tarafının sınırları çizildi. Harekâtın sonucunda Rum birlikleri mağlup edilmiş, topraklarımız kısmen de olsa işgalcilerden kurtarılmış ve Kıbrıs’ın kuzeyinde yeni bir bağımsız Türk devleti “Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti” kurulmuştur. Her ne kadar Temmuz’da başlamış olsa da Ağustos ayında sonuçlandığı içinde bu zafer de Türk ordusunun ağustos zaferlerinden biri olarak tarihteki şanlı yerini almıştır.

Sonuç olarak ;

Ağustos “Türk’ün Zafer Ayı” dır. Ve bu zaferler “devlet – ebed – müddet” anlayışıyla dünya var oldukça her daim ve her mevsimde kazanılmaya devam edecektir.

Atatürk’ün “Hiçbir zafer gâye değildir. Zafer, ancak kendisinden daha büyük olan gâyeyi elde etmek için gereken en belli başlı vasıtadır. Gâye, fikirdir.” ”Bir fikrin istihsâline dayanmayan bir zafer pâyidar olamaz” sözlerinde anlamını bulduğu anlayışla vücut bulan bu zaferlerin yanı sıra ve ondan da önemlisi, bu başarıyı sağlayan yüce fikirlerin, milli duyguların, vatan ve millet sevgisinin ve Türklük şuurunun ilelebet yaşanması, yaşatılması ve yüceltilmesi temel hedefimiz olmalıdır.

Bugün, birtakım iç ve dış çevrelerin güdümünde bu ülkenin birlik ve dirliğine yönelik faaliyetler gerçekleştiren, terör ve şiddeti bir yöntem olarak benimseyenler ile işbirlikçileri ve destekçileri iyi bilmelidirler ki, her ne yaparlarsa yapsınlar başarılı olamayacaklardır. Bu çevrelerin, Ülkemize ve Milletimize karşı emel ve suikastlarının boyutlarını her geçen gün farklı bir noktaya taşımaları, çok değişik alanlarda varlık ve etkinliklerini artırmaları bizim için hiçbir şey ifade etmemektedir. Çünkü onların her girişimi yüce Türk Milletinin iman dolu göğsünde boğulacaktır, dağılacaktır.

Dünya durdukça; dili ile bayrağı ile devleti ile vatanı ile birlik, dirlik ve düzeni ile var olacak olan asil Milletimizin, tarihinin her döneminde farklı farklı görünümlerle karşısına çıkan varlığına, bekasına yönelik tehditlere karşı her zaman muhteşem bir cevabı olmuştur. Her zaman, her şart altında da olacaktır.

Asırlardır süre gelen bu muhteşem zaferlere rağmen bıkmadan, akıllanmadan Türk Milleti ve Devleti hakkında yine yanlış hesaplar içinde olan iç ve dış düşmanların hevesleri, zaman zaman basiretsiz ve ilkesiz yöneticilerin gayri milli tutumları ve aymazlıkları ile yeniden canlanmaya yüz tutmuş, cesaret bulmuş olsa da sonuçsuz kalmaya mahkûmdur.

Bu vurdumduymaz davranışlar neticesi; bekası, milli birliği ve kardeşliği yeniden tartışılmaya çalışılan, milli sınırları üzerinde yeni senaryolar yazılmaya başlanan dönemlerde bizlere rehber olacak duygular asil Türk Milleti’nin hiç sönmeyen vatan sevgisi, zafer aşkı ve azminde saklıdır.

Elde ettiği hiçbir başarıya lütuf ve bağışlama yoluyla ulaşmamış olan büyük Türk Milleti, bitmeyen kararlılık ve sarsılmaz azimle; kardeşliğine ve bağımsızlığına musallat olan iç ve dış mihrakları, her zaman tarihin karanlığına geri dönmemek üzere gömmüştür ve gömecektir.

Zafer zafere inananlarındır!..

NE MUTLU TÜRKÜM DİYENE!..

Hüseyin ÇAKIR, Ağustos 2016, ANKARA,

Görüş ve eleştirileriniz için: huseyincakir55@gmail.com

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.