Millî devletin yerini şirketler mi aldı?

Share

Globalistlere göre şirketler devletlerden güçlü hale gelecek ve dünyayı yöneteceklerdi. Tersi gerçekleşti. Şirketlerin ulus-devletleri kullanmaları şöyle dursun, ulus-devletlerin millî çıkarlar için şirketleri silah olarak kullandığı bir dünya doğdu.

 İskender ÖKSÜZ

Kozmopolitler: “Millet öldü”

İki asır önce kozmopolitler milletin ve milliyetin sonunun geldiğini ilan etmeye başlamış. Sonra devam etmişler. Bu ilanın satır başlarını şöyle toparlamak mümkün:

  • 19. asır; Victor Hugo, Şinasi ve Fikret: “Vatanım ruy-ı zemin, milletim nev-i beşer.
  • 19. asır, Marks ve Engels[1]İşçilerin kendilerini millî kavramlarla, milletdaşlarıyla kimliklendirmeleri için hiçbir sebepleri yoktu. Onların çıkarları evrenseldi ve o çıkarlar her gün biraz daha anlamsızlaşan millî sınırları kesip geçiyordu.
  • 20. asır, Seyyid Kutb: “Milliyetçilik tarihî zamanı geçmiş bir bayraktır.”
  • 20. asır, John Lennon: “Beşerin kardeşliği/Hayal et: Bütün insanlar / Bütün dünyayı paylaşıyor.”
  • 21. asır, Hayrettin Karaman[2]: “‘Ulus’ uyduruk bir sosyal yapıdır, tanımlamaya kalkışılsa tutarlı bir tanımı yapılamaz“.

Bu saydıklarım komünistler, dinbazlar (siyasî ümmetçiler) ve küreselciler. Hepsinin ortak özelliği vatan ve millet kavramlarını reddetmeleri. Bunların tutumuna kozmopolitizm diyebilirsiniz. Bu açıdan komünizmle Müslüman Kardeşler aynı kategoridedir.

Tam da 20. asır biterken, John Lennon’un dünyasına işaret eden iki fişek daha atıldı: Biri Fukuyama’nın, 1997 basımı “Tarihin Sonu ve Son İnsan“ı, diğeri Thomas Friedman’ın, 1999’daki “Leksus ve Zeytin Ağacı” idi. İki kitap da aynı iki yıkılışı kutluyordu: 11 Kasım 1989’da yıkılan Berlin Duvarı ve 25 Aralık 1991’de onun yanına giden SSCB. Fukuyama daha sonra, “Ben yanlış anlaşıldım, öyle demek istemedim” mealinde açıklama yaptı ve “Tarihin sonu” başlığını, orijinal makalede soru işaretiyle bitirdiğini söyledi[3]. Fakat Friedman daha netti. İki kutuplu soğuk harp dünyası sona ermişti. Dünya şimdi tek kutupluydu. Az sonra da kutupsuz hâle gelecekti. Globalleşme her tarafı saracaktı. Tıpkı Marks, Kutb, Lennon ve Karaman’ın dediği gibi: Öyle ya ulus zaten uyduruk bir yapıydı. Zaman içinde yok olması mukadderdi. Önlenemezdi.

Marksizm ve dinbazlık konularına başka yerde değinmiştim. İkincisine tekrar döneceğim. Fakat bu yazıda özellikle milliyeti ve milletleri yıkmaya aday gösterilen bir globalist düşünceden bahsedeceğim. İddia şu: Küreselciliğin ve küresel şirketlerin gelişmesiyle siyasî güç de bunların eline geçecek. Artık milletleri, kendi çıkarları doğrultusunda global şirketler yönetecek! Bunu söyleyenler komünist ve dinbaz kozmopolitlerden farklı: Yaşasın, böyle olacak, demiyorlar. Maalesef böyle oluyor diyorlar.

Şirketlerin dünyası mı?

Ankara’da Millî Düşünce Merkezi Bilgi Şölenleri’nin soru-cevap faslında ortaya sıkça çıkan bir mesele var. Bu yazıyı yazdığım tarihten bir hafta önce de Polatlı Türk Ocağı’nda pırıl pırıl genç bir lise öğrencisi, gerçek bir merak ve dikkatle aynı soruyu sordu: Uluslararası şirketler büyüyüp güçlendikçe bunlar devlet yönetimlerini hegemonyalarına alıp millî egemenliklere son verebilir mi?

Şimdi soruyu tekrar edelim ve cevabını bulmaya çalışalım: Dünyayı birkaç büyük şirketin, birkaç büyük tekelin yönetmesi mümkün müdür?

Ve bu sorunun getirdiği ikinci soru: Bunlar hangi şirketler, hangi tekeller olabilir?

Dünyayı yöneten şirketleri yakalayın bakalım

Aşağıdaki üç tabloyu bir YouTube animasyonundan, ekranı yakalayarak aldım. Video, 1997-2019 arasında pazar kapitalizasyonuna göre dünyanın en büyük on şirketini veriyor. Pazar kapitalizasyonu, finansal bir büyüklük ölçüsü. Şirketin hisse senedinin fiyatı ile pazardaki hisse senedi sayısını çarpınca çıkan rakamdan ibaret. Yakaladığım resimler sırasıyla Ekim 1997, Ocak 2008 ve Nisan 2019’u gösteriyor. Bir baştan, bir sondan bir de yaklaşık ortadan üç fotoğraf.

Şimdi dünyayı büyük şirketlerin yönettiğini söyleyen arkadaşlarıma bir sormak isterim, bunlardan hangileri bizi yönetiyor? Bu soru için ara başlık açarken “Bulun bakalım” yazacaktım. Fakat tablolar o kadar hızlı değişiyor ki, “Yakalayın bakalım” galiba gerçeğe daha uygun.

1997 Ekim ayında tabloya ABD şirketleri hâkim. Fakat tepeden ikinciliğe bir Hollanda şirketi, Shell oturmuş. En üstte, belki yaşlılarımızın ampul imalatçısı diye bildiği, fakat o zaman ve bugün ağırlığı sağlık sektörüne kaymış – MR, bilgisayarlı tomografi,  v. s. – General Electric var. Petrol bir epey temsil edilmekte. Shell’den başka Mobil de başa güreşenlerden. İki Japon şirketi ilk onda yerini almış. O yıllar “Japonlar’ın önlenemez yükselişi” yıllarıydı. Bilgi çağı şirketlerinden sadece Microsoft ve Intel var. Birincisi PC’ler için program, öbürü yine onlara mikroişlemci üretiyor. Japon iletişim devi NTT’yi de bilgi çağı şirketi sayabiliriz. Liste bir İsviçre ilaç şirketiyle son buluyor.

2008 Ocağı… Yaklaşık on yıl sonra tablo Çin ve petrol işgalinde! Tepede Çin petrol şirketi ortalarda Rus Gazprom’u var. Fakat Çin’in Mobile ile biten bir başka şirketini daha var. Gerçi bu isim Exxon Mobil’e benziyor. Fakat bu mobil, cep telefonunun ‘mobil’i: China Mobile. Hemen ardından bir Çin bankası geliyor. Onuncu sırada yine Çin petrol şirketi. Bu tabloya bakan, tamam diyecektir, dünyayı petrol yönetiyor ve bir de Çin. Hâkim olmasa da olmak üzere. (Sahi Japonya’nın önlenemez yükselişine ne oldu?)

Gelelim 2019 Nisan ayına. Bir on küsur sene daha! Petrol neredeyse yok ortalıkta. Tablonun en sonuna bir tek Mobil girebilmiş. İlk 4’ü, bilgi şirketleri. Microsoft, Apple, Amazon ve Google. Bir atlarsanız Facebook geliyor, sonra Çin’in Amazon’u sayabileceğiniz Alibaba. Çinli Tencent de bilişim şirketi. İlk ondan 7’si bilgi firmaları. Berkshire Hathway bir şey üretmeyen bir yatırım şirketi aslında. Kurucusu ve büyük hissedarı Warren Buffet, kariyerine, elde tebeşir şirketlerin borsa fiyatlarını tahtaya yazarak başlamış. İş hayatına 100 dolar sermayeyle atılmış. Buffet ve Microsoft’un Bill Gates’ı uzun yıllar dünyanın en zengin iki kişisiydi. Hâlâ öyle mi, bilmiyorum. Klasman çok hızlı değişiyor. Öncülerin bir özelliği daha var: Sahipleri, hadi sahipleri demeyelim çünkü anonim, yani halka açık şirketler bunlar, kurucu ve büyük hissedarlarının hiç birinin serveti babadan veya aileden değil! İktidarın torpiliyle ihale alarak da bulundukları yere tırmanmamışlar. Ne kadar garip değil mi? Olacak iş mi!

Her biri iş hayatına ve yeniliğe- inovasyona- gencecikken girişmişler. Başladıkları yıllardaki, ilk milyonlarını, hatta ilk milyarlarını yaptıkları yıllardaki fotoğraflarını görse, bizim kalantorların hiç biri onlara kızını vermezdi. Siyasî partilerimiz de merkez teşkilatlarına almazdı. Olur mu öyle tığ, teber, şah-ı merdan!

Ve işte filmin tamamı:

Dünyayı şirketler mi yönetiyor?

Şirketlerin milletlerin devletlerinden daha etkili olduğunu bir an için kabul edelim. Diyelim ki dünyayı şirketler yönetiyor. Millî devletler ve onların rekabeti değil. O zaman şu soruyu sormaz mısınız? Peki, hangi şirketler?

Şirketler arası rekabetin dünyası, milletlerarası rekabetin dünyasından daha rahat ve daha asûde bir yer değildir. Orada da kazançlarınız ve zaferlerinizin üzerine çıkıp biraz yatmaya, keyfetmeye kalkarsanız, pek kısa zamanda artık hiç o kadar büyük olmadığınızı görüverirsiniz. Sizi birileri alaşağı eder ve bir bakarsınız ki bir zamanların devleri artık bugünün cüceleridir. Devletlerin talihleri de iner, çıkar. Fakat devletler küçülse ve hatta yıkılsa bile, onları kuran millet durdukça, yeniden kurulur, yeniden yükselebilirler. Şirketlerin böyle bir dayanağı yoktur. Bitince biterler. Yukarıdaki yirmi küsur yılın gösterdiği budur.

Fakat bizim sağ ve sol ideologlar 19. asır sonunun, 20. asır başının söylemlerinden bir türlü çıkamaz. Dünyayı hâlâ demiryolu, kömür ve çeliğin krallığında, Varyemez Amca’ların dünyası zannediyorlar. Ne yapalım? Onlar bir şeye inanırlarsa, hele hele Marks gibi, Kutb gibi müteveffa büyük ideologları bir şey yazmışsa, onu bir daha bırakamıyorlar. Bunlara kesin inançlılar mı, yapışkan inançlılar mı demek lazım. Katiyen gerçek dünyadan etkilenmeyen, üstat ne yazdıysa odur diyen, ortaçağ keşişleri bunlar. 19.- 20. asırdan, hatta bazan Emevî – Abbasi döneminden çıkamadılar. Onlara göre dünyayı büyük zenginler yönetiyor; onları da Masonlar ve İngilizler. Masonları ve İngilizleri Yahudiler, Yahudileri İllüminati. Bu sonuncunun tepesinde Gandalf oturuyor galiba ama bu gizli bilgi! İspatı mı? Gizli dedik ya. Gizlinin ispatı olur mu?

Eğlenceli bir paragraf yazdım. Fakat her şey eğlenceli değil. Bu komplo teorilerinin en kötü etkisi, dikkatleri gerçek manipülatörlerden, gerçek emperyalistlerden başka yerlere çekmesi. Millî devletleri yıkmaya, parçalamaya çalışan emperyalizm 20. asırda da vardı şimdi de var. Bunlar parayı ve beşinci kollarını kullanarak toplum mühendisliği yapmaya, mühendislik yetmezse emellerini vekâlet savaşlarıyla veya doğrudan işgallerle gerçekleştirmeye çalışıyorlar. Emperyalistlere küçük diktatörler de yardımcı oluyor. Ve sonuç milyonların ölümü, sürgünü… Komplo teorilerinin gizlediği gerçek dünya bu ve ideologlar burunlarının dibindeki bu gerçek dünyayı göremiyor!

Şirketler mi devletleri, devletler mi şirketleri?

Amerikan Foreign Affairs dergisinin Ocak-Şubat 2020 sayısında Henry Farrell ve Abraham L. Newman imzalı bir yazı çıktı. Başlığı, “Küreselleşmeye Dolaşmak“. Buradaki “dolaşmak” ayağına dolaşmak anlamında ama daha beteri; sineğin örümceğin ağına dolaşması gibi… Farrell George Washington Üniversitesi’nde Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler profesörü. Newman da Edmund A. Walsh Dışişleri Hizmetleri Okulu ve Georgetown Üniversitesi Hükümet (Kamu Yönetimi) Fakültesi profesörlerinden.

Yazarlar, yukarıda bahsettiğimiz Friedman’ın Lexus ve Zeytin Ağacı‘ndaki kutupsuz, hatta milliyetsiz dünya öngörüsünü ele alıyor. Marks’ın veya Seyyid Kutb’un veya Hayrettin Karaman’ın dünyası gibi bir dünyayı.

Friedman, dünyanın, “duvarlar etrafında kurulu bir sistemden gittikçe daha fazla ağlar etrafında kurulu bir sisteme” evrildiğini yazıyordu. İş dünyası verimlilik ve kâr peşinde koşarken düveli muazzama arasındaki manevralar yok olacaktı. Bir uyum dönemi gelmekteydi. Bu yeni çağda devletlerin derdi, birbirleriyle değil pazarla başa çıkmaktı. Globalleşmiş bir dünyanın geldiği noktasında Friedman haklıydı fakat bu dünyanın neye benzeyeceği konusunda yanılmıştı. Bu dünya hükümetleri ve iş dünyasını hürriyetlerine kavuşturacağına, onları dolaştırmıştı. Sayısal ağlar, finans akış kanalları ve tedarik zincirleri dünya yüzünü kapladıkça devletler- ve bilhassa ABD- bunları yekdiğerini tuzağa düşürmek için, âdetâ balık ağı niyetine kullanmaya başladı. Bugün Amerikan Millî Güvenlik Ajansı (NSA), İnternet’in kalbinden dünyayı ve her tür iletişimi izliyor. ABD Hazine Bakanlığı, uluslararası finans sistemini, haydut devletleri ve yoldan çıkan finans kurumlarını cezalandırmak için kullanıyor. Washington, Çin’le ticaret savaşında avantaj yakalamak için dünya tedarik zincirinde zayıf noktaları hedefleyerek dev şirketleri ve koskoca millî ekonomileri kıskıvrak yakaladı. Başka ülkeler de bu oyunun içindeler: Japonya kritik kimya ürünleri üzerindeki hâkimiyetini, Güney Kore’nin elektronik sanayiine şantaj maksadıyla kullanıyor. Beijing (Pekin), Çin iletişim devi Huawei sayesinde dünyanın 5G iletişim sistemine sızmayı planlıyor.

Bildiğiniz gibi ABD de Çin’in bu hareketini dengelemek için Google’ın Android sistemini Huawei’ye vermeme önlemini aldı. Makalede, Trump’ın Türkiye’ye “Ekonominizi mahvederim!” tehdidini aynı gidişin bir başka misali diye gösteriyor. İran’a yönelik tehditleri de.

Görünen şu: Soğuk harbin bitmesi ve SSCB’nin çökmesiyle iki blok da çözüldü. Yalnız Doğu Bloku değil, Batı Bloku da çözüldü. Hâkim olan çekişme, artık sadece milletlerin menfaat mücadelesi. Tek tek milletlerin. Blokların değil. Ve bu mücadele uzaktan uzağa değil, küçülmüş bir dünyanın herkesi saran ağlarını kullanılarak veriliyor. Şirketler milletlerin yerini almadı. Dünyayı saran ağ üzerinde milletler şirketleri silah olarak kullanmaya başladı. Farrel ve Newman milletlerin elindeki şirketleri ve finans ağlarını soğuk harbin çekirdek silahlarına benzetiyor.

Dünya İkinci Dünya Harbi, hatta Birinci Dünya Harbi öncesine döndü. Safi milletler mücadelesi. Yalnız  aletler farklı.

_________________________

[1] Philip Spencer ve Howard Wollman, “Nationalism- A Critical Int­roduction” Sage 2002, sayfa 9 -10 ve oradaki atıflar.

[2] 1.11.2013 tarihinde İzmit’te yaptığı konuşmadanmış: Buradan bakınız.https://www.yenisafak.com/yazarlar/hayrettinkaraman/ulustan-ummete-2040597

[3] Identity (Kimlik) kitabının önsözünden. Farrar, Strasu ve Giroux, 2018:
“Tenkitçilerim bir başka noktayı daha atladı. Asıl makalenin başlığının sonunda bir soru işaret bulunduğuna dikkat etmediler ve Tarihin Sonu ve Son İnsan’ın Niçe’nin Son İnsan problemine odaklanan ilerleyen bölümlerini okumadılar.

“Her iki yerde de, dünya siyasetinden milliyetçiliğin de dinin de birer güç olarak ortadan kalkmayacağını söyledim.”

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.